vrijdag 5 oktober 2007

ERMENI SORUNUNA YAKLASIMINIZ KEMALIZMI ASMAK ZORUNDADIR

Auteur - yazari: Kenan Fani Doðan Tarih, gün ve saat : 01. Agustos 2005 16:16:56:

Ayni ifadeleri yine aynen senin kelimelerinle bir dönemler PKK örgütü ve baskani da sarfediyordu. Ben ilk defa burada degil, bundan yillar öncesinden baslayarak bugüne kadar ermenilerin topraklari iade edilmedigi sürece ermenilere yapilan tarihi haksizliklarin giderilemeyecegini, tazmin edilemeyecegini söyleyegeldim.

Ermeni Soykirimini`nin kabulünün, suclularinin cezalandirilmasinin, ermenilerin maddi ve manevi kayiplarinin maddi tazminatlarla karsilanmasinin gerekli oldugunu.. ama bunlarin hicbirisinin soykirim araciligiyla ellerinden alinan ermenilerin toprak edinme ve kendi vatanlarinda yasama hakkindan, tarih boyunca üzerinde yasadiklari kendi topraklarinda yasama hakkindan daha önemli olmadigini.. ermenilerin soykirimla gaspedilen haklarinin, hukuklarinin, ugradiklari kayiplarin.. ancak soykirimlar araciligiyla ellerinden alinan yasama alanlarinin, vatanlarinin iade edilmesiyle tazmin edilebilecegini, bir ölcüde hafifletilebilecegini savundum.

Dünyaya bakiniz. Bir cok ülkenin ermenilere dair politikalari vardir. Ermeni soykirimini ele almada netlesmis tavirlari vardir.

Ermenilere ve ermeni sorununa muhatap olan türklerin, farslarin, ruslarin azerilerin, gürcülerin, arap yayilmaciligindan beri araplarin, ermenilerle ilgili resmi tezleri, devlet politikalari var. Bu ülkelerin ayni zamanda `Ermeni Sorununda` ortakliklari da var.

Ermenilerin kendilerinin toprak talepleri var. Siz söylüyorsunuz. Seyfi söylüyor, Ermenistanin kürtlere, ezdi kürtlere, alevilere, zazalara iliskin resmi tezleri, iddialari var. Ermenistanin devlet olarak bu konuda bir politikasi var. Ermenistan `üniversitelerinin` adi gecen gruplarla ilgili calismalari var. Bunlardan haberdarsiniz.

Magdur taraf olarak ermenilerin ilgileri ve adina ne derseniz deyin ilgili cografyaya yönelik talepleri ve calismalari vardir.

Ermeniler eskiden kiliselerinin bulundugu harabelerin yanibasina ev yapmaya karar verdikleri zaman onlara misafir gözüyle bakilacagini önermekle, onlarin bu taleplerinin eskiden kendilerine ait olan kendi vatanlarinda yasama hakki olarak kabul edilmesini önermek biribirinden farkli iki yaklasim tarzidir.

Cagiriyorsunuz da kimi cagiriyorsunuz, hangi gidenleri?

Hanginiz misafir, hanginiz ev sahibi?

Atalari Dersimde yasamis bir ermeninin cocugu Bertali Dersime cagirsa, Bertal misafir olsa cagiran ermeni olsa ne olurdu?

Dersim Bertalin memleketi mi?

Evet! Memleketi!

Ya ötekilerin, ya ermeninin?

Memleketi degilmi?

Kürtlerin de bir ermeni politikasi olmak zorundadir. Zazanin, ezdînin, alevinin, kurmancin, sünninin bir ermeni politikasi olmak zorundadir. Kürdistanin bir ermeni politikasi olmak zorundadir.

Kürtlerle-türkler, kürtlerle-farslar, kürtlerle-ruslar, kürtlerle araplar (siz kürtler yerine zazalar deyin hic farketmez) arasindaki anlasmazlik sadece Kürdistan Sorunuyla, kürtlerin kendi vatanlarini, kendi topraklarini kurtarmalari sorunuyla sinirli degildir. Bu saydigimiz ülkelerle kürtler arasinda Ermenistan Sorunu, ermeni topraklarinin `paylasilmasi` sorunu da vardir.

Araplar, farslar, kürtler, türkler, ruslar, azeriler ermenileri müstereken zayiflattilar, sonra ermenileri sitematik kirimlara ugratarak kendi öz vatanlarindan söküp attilar.

Nasil mi?

1915 in dehsetengiz yöntemleriyle.

Ermenilerden geriye kalan `vatan`, ermenilerle ic-ice yasamalarinin sagladigi elverisli kosullarin yardimiyla hic beklenmedik bir sekilde kürtlerin eline gecti. Ermenistan topraklarinin en büyük parcasini kürtler ilhak etmediyseler bile bugün burada agirlikli olarak kürtler oturuyor. Bati Ermenistan, Türkiyenin siyasi sinirlari icerisinde, türk ve alman ordulari tarafindan `temizlenerek` ilhak olundu ama üzerinde agirlikli olarak, sünnisiyle, alevisiyle, kurmanciyla, zazasiyla, ezdisiyle kürtler yasiyor. Ermeni Soykirimini kürtler tasarlayip yürürlüge koymadilar. Buna ragmen Ermeni Soykirimi bölgede kürtlerin lehine bir nüfus yayilmasi yaratti. Kürtler Ermenistana disardan gelmediler. Ermenilerle icice yasayan ayni cografyanin insanlariydilar. Soykirimdan önce evlerinin yan yana olmadigi durumlarda, köyleri yanyanaydi. Ic-iceydiler. Müslüman olmanin ve ermenilerle icice yasamanin sagladigi avantajla kürtler hic zorlanmadan ermenilerle birlikte yasadiklari, ortaklasa sahip olduklari yörelerin hakimi haline geldiler.

Ermenilerin eskiden yasadigi bölgelerin, yani ermenilere ait olan ve Ermenistana dahil edilmesi gereken topraklarin önemli bir kisminin, ilaveten Kürdistanin derinliklerine kadar ermenilere ait özel mülklerin, kilise mülklerinin.. ister zaza ister kurmanc olsun, alevisiyle sünnisiyle kürtlerin elinde bulundugu, Kürdistanin siyasi sinirlari icerisinde yer almakta oldugu bir olgu mudur, degil midir?

Ermeni Sorununa, ermeni topraklari sorununa kürtler dahi olmasalar bile ermenilerin diger komsulari arasinda ermeni topraklarinin ilhaki ve paylasimi konusunda bir ihtilaf zaten vardir. Ortada bir soykirim vardir. Ermenilerin tek-tek diger ilhakcilarla ve kürtlerle ülkelerinin isgal edilmesinden ileri gelen bir ihtilaflari vardir. Bu ihtilafin birinci ayagidir...

Tüm bunlari disinda gerek ermenilerin ve gerekse diger egemen devletlerin ermenilerden cok daha geri bir statüsü olan, bizzat kendi ülkeleri isgale ugramis bulunan kürtlerle aralarinda ermeni topraklarinin paylasimi konusunda bir ihtilaflari vardir. Bu da ihtilafin bir diger ayagidir ve bugüne kadar üzerinde durulmayan yanidir. Yani ikinci ayagidir...

Kürdistan ve Ermenistan tanimlarina, kürtlerin ve ermenilerin tarihi yasama ve yayilma alanlarina, haritalara, sehirlere, köylere, isimlerine, kilislere, konaklara, mezarlara, mezar taslarina, tas isciligine, tarihi yazimlara ve anlatimlara bakildiginda hicbir hicbir toplum ermenilere kürtlerden daha yakin ve Ermenistanla daha fazla ic-ice degil.

Kürtler kendi vatanlariyla birlikte sömürgecilerin kendileri icin alikoyduklari ve kürtlerin kendi iradeleri disinda ellerine gecmis Ermenistani da istiyorlar. Kürtlerin kendi vatanlari bugünkü haliyle Ermenistanin büyük parcasini, bati Ermenistani iceriyor. Bati Ermenistan demografik olarak kürtlesmis. Türklerin yerlesimi ise Sivasin batisindan itibaren yogunluga sahip. Ermenilerin topraklari farslara, türklere, ruslara ilaveten kürtlerin elinde ve kürtlesmis bulunuyor. Bu sonuc kacinilmaz olarak kürtleri de Ermenistan Sorununa muhatap ediyor. Tek basina Kürdistan ve tek basina Ermenistan sorunlarini kürtlerin ve ermenilerin tarihten gelen ic-iceligi örneginde oldugu gibi biribirine yaklastiriyor ve ayrilmaz kiliyor.

Ermenistanin kendisi de bir kürt ve Kürdistan Sorununa muhatap degilmi?

Kürt siyasasi, kendi vatanlarini ve devletlerini isterken, mevcut ermeni ihtilafini dikkate almak, komsu bir milletin mesru taleplerini inkarla, asagilamayla karsilamaktan kacinmak, insani ve demokratik yaklasimin gereklerine uymak zorundadir.

Kürtlerin bir hazirligi yoktur.

Zazanin, alevinin, bir hazirligi yoktur.

Ezdînin bir hazirligi yoktur.

Kürt aydininin, aydinlarinin hazirligi yoktur.

Kürtlerin ulusal ve demokratik taleplerini omuzlayan kürt siyasetcilerinin, kürt siyasi partilerinin, Ermenistan sorunu ve ermeni soykirimiyla ilgili olarak bölgenin tarihi, siyasi, etnik ve dini özelliklerini hesabeden ortak bir programlari yoktur.

Komsu milletlerin ve devletlerin Ermenistan politikalari vardir. Ermenistan gercegine ragmen, soykirim gercegine ragmen kürtlerin bir Ermenistan ve Ermeni Soykirimi politikalari yoktur.

Tartismalar süresince Ermeni sorununu ele alirken türklerin inkarci tavirlarindan kacinilmasi gerektigini benzetmelerle, icerdigi yanlisliklara göndermeler yaparak anlatmaya calistim. Kürtlerin Osmanli enkazinin altinda kalan milletlerden oldugunu, Ermenistanin bir kisminin da Kürdistanla birlikte Osmanli enkazi altinda bulundugunu unutmamak gerkir. Eger kürtler, ermenilerle birlikte kürtlerin topraklarini da ellerinde bulunduran Iran, Rusya, Türkiye gibi devletlerin ermenilere iliskin ilhakci politikalarini, irkci-inkarci yaklasimlarini emsal alip kopya etmeye kalkisirsa, Osmanlinin enkazini hic degilse Ermenistan-Kürdistan baglaminda kaldirmanin imkani kalmaz. Ermenilerin taninmis bir devleti var. Kürtlerin o da yok.

Ermeni ve kürt milletlerinin yanyana ve iyi iliskiler icinde yasamasi bir ölcüde kürtlerin ulusal tutumlariyla ilgili bir meseledir. Kürtlerin, ermenilerle ilgili politikalarinda kolonyalistleri taklid eder konuma düsmekten kacinmalari, ilhakci-isgalci söylemden kacinmalari, önce kendi kurtuluslarinin zorunlu kildigi bir tavirdir. Kemalizmin yöntemlerinden esinlerek gizli ilhakciliga, isgalcilige, inkarciliga özenmemek gerekiyor.

KÜRTLERIN ERMENISTAN'DA YAYILMASI

NICOLAI ADONTZ (çeviri: S. Zulalyan)

Degerli oryantalist Nicolai Adontz'un 1920 yilinda
Ingilizce yayimladigi, "Kurdish Intrusion in to
Armenia" baslikli makalesi ( The New Armenia, vol 14
no-1 sayfa 4-6, New York) seksenli yillarin sonunda
Iranolog Dr. Garnik Asatirian'in Dersim ve Zazalar
üzerine yapmis oldugu çalismalar çerçevesinde tozlu
raflardan indirilip ermenice çevirisi yeniden
bilim çevrelerinin tartismasina sunulmustur.
1989 yilinda Sako Zulalyan'nin Ermenicesinden
Türkçeye çevridigi bu makele maalesef dar bir
kesimin elinde tartisilmaksizin dolasmis ama
yayinlanmamistir.
85 yil önce N. Adontz'un derin birikimi ile
tarihini özetledigi ve yüreginin acisiyla
dile getirdigi bu toraklarla ilgili düsünceleri
ilgilenenlerin dikkatine sunulur.

KÛRTLERIN ERMENISTAN'DA YAYILMASI

I.

Daglik Ermenistan ülkesini egemenlikleri altina almak için kapisan iki rakip ülke, Ingiltere ve Rusya'nin Türklerin Kürt yanlisi siyasetletine göz yumduklarini, aci da olsa kabul etmeliyiz. Ermeniler, Osmanli egemenligine karsi kalkistiklari mücadelede, Türklerin boyundurugu ve zulümunden kurtulabilmek için, Ruslarin yardimci olabilecegini düsleyerek, yüzlerini
kuzeye çevirmislerdi. Yüzyillarin etkisiyle Ermeniler de gelisen russeverlik,
Ingiltere'nin gözünde, Asyadaki çikarlarindan dolayi kabullenilmez bir egilimdir. Ingiltere, Ermenilerin Rus karsiti manevralarda kullanilamayacagina
sonunda tamamen ikna olup, agirliklarini Kürtlerden yana koymuslardir. Ayni zamanda, Rusya'nin ittifaki ve dogal yurttasi niteledikleri Ermenilere karsi,
Kütlerin öne sürülmesini öngörmüstür.

Rus yayilmaciligina karsi, Kürdistan'in siyasi bir alet haline dönüstürülmesi
fikri, yani "kürdistan karti", Ingiliz elçisi Palker'a aittir. Gerçi halefi,
Tailor, 18 Mart 1869 tarihinde kaleme aldigi raporunda; "Kürtlerin de Rusya'ya
yönelebileceklerini" öne sürmüs, Palker'in harcini koydugu "kürt karti" için
"onaylanamaz ve gerçeklestirilemez" diyerek serh koydugu dogrudur. Bu rapora
ragmen, Ingiliz ajanlari Ermenistan da Kürt yanlisi girisimlerini sürdürmüslerdir. Burda, Erzurumdaki elçiliklerini; "Kürdistan Ingiliz Elçiligi"
lâkâbiyla andiklarini vurgulamamiz aslinda fazlaliktir. Türkler de kendi paylalarina, haritalarindan "Ermenistan" adini silip yerine Kürdistan yazarak
'ermeni karsiti' siyasetlerini temellendiriyorlardi. Türklerin gelistirdigi,
"Ermenistani yok sayma" siyasetinin Ingilizlerin koruyucu semsiyes altinda
gizlenebilmesi, Ermeniler için saskinlik vericiydi. Onaylamadiklari bu tür adimlara karsi Patrikleri araciligi ile seslerini yükseltmeken öte gidemediler.

Ingilizlerin Ermenistan'a düsmanca bakmalarinin asli nedeni olan Ruslar'in
Kürtlere yônelik girisimlerini yorumlamak ise mümkün degil. Ruslar Ermenistan'
daki mevkilerini saglamlastirmak yerine, bölgede Kûrt kartini öne süren Ingilizlerin etkisini bertaraf etmek için, bu karti ele geçirmeye çalisiyorlar.
Rus ajanlari, askeri raportörler, seyahlar bölgede Ermenilerin belirleyici
varliklarini yadsiyip, Kürtlerin üstünlüklerinden söz ediyorlardi. Ermenilerin üzerinde yasadiklari topraklarin Ermenistan oldugunu yadsiyor, kitaplarinda ve makalelerinde Kürdistan diye geçiyorlardi. Erzurum ve mahaline 'Kuzey Kürdistan', Bitlis (Van) ve civarina 'Güney Kürdistan' deniyordu. Bunlardan bir kaçi laubaliliklerinde öylesine ileri gitmislerdi ki, Kürtlerin Ermenistan'in asli yerli halki oldugu ve Ermenistan'in ise her zaman Kürtlerin vatani oldugu görüsünü ortaya atip, çirkin siyasetlerine malzeme hazirliyorlar.

II.

Kürtler ne antik ne de ilk çaglarda Ermenistan da tesekkül etmemmisler aksine, Osmanli Türk idaresi zamaninda bu topraklara nakledilmislerdir. Osmanlilar, 1514 Caldiran meydan muharebesinde, henüz tekellerinde bulundurduklari toplar sayesinde, Iran hükümdari Sah Ismail'in güçlerini yenilgiye ugrattiktan sonradir ki Bati Ermenistan'i egemenlik alanlarina dahil olmustur. Iranlilar ve Osmanlilar arasindaki Ermenistan'in bütününü kontrolleri altinda tutabilme mücadelesi, Caldiran muharebesinden sonra da araliksiz sürmüs, sinirlar ise günümüze dek degismez kalmistir.
Bitlis'in yerlisi, bölgeyi iyi taniyan Kürt Molla Idris, Sultan Selim'in muharebe hazirliklarinda önemli yararliliklar göstermistir. Sultan'in ugruna kalkistigi islerde, ondan beklenilecegi gibi, bölgedeki daginik küçük Kürt asiretlerinin çikarlarini gütmüstür. Iranlilar, Ermenistan'daki egemenliklerini saglamlastirmak için konar-göçer Kürt asiretlerini bölgeden uzaklastirarak basari kazanirken, Osmanli sultanlari Iranlilar'in ilerlemesine engel olacak bir cephe kurmak için tam aksi siyaset izleyip, göçebe Kürt asiretlerine egemelikleri altinda tutabilecekleri topraklar bahsediyorlardi. Molla Idris, Nizip'ten Dersim'e kadar uzanan genis bir eyaleti kontrol ediyordu. Diyar-i bâkir diye anilan eyaleti, Molla Idris 19 sancaga bölmüs, 'eben an cedd' (babadan ogula) hakkiyla sekizini Kürt asiret beylerine birakmisti. Bu Kûrt öncüler, Dicle havzasindaki verimli topraklari özel mülk ya da 'hokümat' edindiler. Sultan Selim, Kürtlerin hizmetlerinden dolayi hediye ettigi yirmi bin Düka altini, Molla Serif Kürt beylerine dagitti. Ayrica yetmis 'Seref Kaftani' (Khalat) ve yetmis mühür, irili ufakli tüm beylerin gönüllerini cezb etmek için ortaliga saçilmisti. Akabinde, bazi Kûrt asiretlerini Erzurum vilayetine nakledince, Ermenistan'in bu yöresindeki ilk Kürt etnik unsurlar belirdi. Mürekkep yalamis olan Idris gibi oglu Abulfazi de, yaptiklari firsatçiliklari yaziya dökmüslerdir. Bugün bizler, onlarin özgün kayitlarindan tarihin bu dönemindeki gelismeleri ögreniyoruz.

1597 yilinda Bitlis'in yöneticisi Sarafettin, Kürt zenginliklerinin tarihini yazdi. Bu eseri, akademisyen ........ 1886 yilinda Saint Petesburg da
"Seref-Nâme" adiyla yayimladi. Fransizca çevirisi ise, bir yil sonra 1887 yilinda Paris'te gün isigina çikti. Kürt tarihçinin bu eseri, ilk milli tarih örneklerinde görülen eksikleri aynen barindirmaktadir. Kronolojik tarihsel konularin eksikliginden kaynaklanan bosluklar, hayali yaradilis ôyküleriyle sakinilmaksizin doldurulmustur. Herhangi bir sülalenin dogusunu kanitlamak için farazi rakamlar en eski zamanlarla karsilanmis, kayitli tarih olmadigi gibi, olaylarin geçtigi yüzyillar da belirtilmemistir. Kimi zavalli Kürt asiretleriyle, önemli tarihsel kisilikler arasinda hayali akrabaliklar kurulup, asiret boylarindan bir kaçi ilk halifelerin torunlari olarak sayilir. Sarafettin, iddialarina kanit diye mitolojik destanlara basvurur. Ne var ki, bu destanlarin ayrintili incelemesi yapildiginda, destanlardaki kisiliklerin, soy adlarinin halk dilindeki etimolojik yapisi üzerine kuruldugunu görmekteyiz. Binaenaleyh, destanlarin bizzat eserin yazari tarafindan uydurulmus olma ihtimali su yüzüne çikiyor. Ne vakit zamane tarihçi, uyduruk dogus öykülerinden, içi bos tahminlerden, Kürt beyleriyle ilgili somut verilere geçmesi gerekiyor, o vakt; eski çaglardan süzülüp Selim ve Idris dönemine konmasi gerekiyor. Timur döneminde otaya çikmis, Van ve Bitlis yöresindeki hanedanlar disinda, Dicle boylarina kosullanmis asiretlerin istisnasiz tümünün teskkülü 15. yüzyilin sonu 16. yüzyilin basina, Osmanli-Iran savaslari dönemine denk düser. Van ve Bitlis deki egemen sülalelere gelince, atalarinin Kürtler oldugu tartismalidir. Tarihçi Sarafettin geçmisini arastirirken atalarinin damarlarindaki kani Araplara ya da Kürtlere degil 'Ermenilere' baglayabilecek daha fazla dayanaga sahipti. "Dersim Kürtleri" olarak anilan Dujigler'in dogus meselesi de ayni sekilde incelenmelidir. Hasili, Dujigleri Kürtlerin hanesine kaydedenler dahi onlari temiz Kürt olarak kabullenmiyorlar. Kürt tarihçi, bütün bu egemen beyliklerin adlarini verirken Dersim'den Diyarbekir'e dek uzayan bölgede yasayan ahaliden bir kelime dahi söz etmiyor. Bu sancaklarin beyleri Kürt oldugu için ahalinin Kürt sayilmasi hangi akla hizmettir?

III.

Yeni sancak beylerinin ceddlerince isgal edilmis eyaletlerde oldugu gibi, Ermenistan'in diger bölgelerinde de, Osmanli-Iran çarpismasindan önce Türkmensahlar'in akarabalari, Akkoyunlu ve Karakoyunlu beyler hüküm sürmekteydiler. Bu beyler, mogollarin gelisinden önce bölgeyi idare eden Ishanlarin (°) sürdürücüleriydiler. Hatta Ishanlarin önemli kismi varliklarini, Timur'un saldirilarina dek korumustu.

Selçuklu akincilar, Daglik Ermenistan' akmaya basladiklarinda, Bizans Imparatorlugu bu zorlu düsmani karsisinda sanki daha baska çare kalmamis gibi, Ermeni kiraliklarini ve egemen hanedanlari Firatin batisina, Küçük Hayk'a (°°)
dogru, Firat boyunca yeni bir cephe açmak amaciyla sürmüstür. Bir yandan Sivas'tan Adana'ya, diger yandan Dersim'den Urfa'ya uzanan Ermeni komutanlarin kontrolündeki burçlardan olusmus iki savunma hatti kurumustur. Van bölgesindeki Artzruniler, Bizans'in kontrölüne biraktiklari topraklar karsiliginda, Sivas'tan Firat'a uzanan genis arazinin zilliyet hakkini edinmislerdi. Ani'deki Bakraduniler, Ligan'a simdiki Maras sancagi içinde kalan bölgeye, Kars'taki Bakraduniler ise Klikya'nin vadilerine yerlestiler. Artzrunilerin Tornavan kolu, Tarsus, Adana, Mersin bölgesinde belirdiler. Pahlavilerin bir kolu, Kesan Malatya sancagina yerlesti. Firat-Dicle arasidaki bölgeyi bir baska kol kontrölüne almisti? Urfa zaten Ermeni hükümdarlarin egemenligi altindaydi. Öteyandan, Bizans Imp. 9. yüzyilda acimazis katliamlarla sindirdigi Paulakianlar'in (Paulitiens, Pavlikler diye de anilirlar) torunlari, Dersim mahalinde özerkliklerini koruyorlardi. Bütün bu irili ufakli feodal beyler mogollarin rüzgar gibi engellenemez saldirilari karsisinda sindirildiler. Timur'un firtinali seferi de, mogol beyliklerini de yerlerinden ederken, savasci Türkmen boylarina zemini hazirladi. 15. yy da Ak ve Karakoyunlu beyler Ermenistan'da soylarina has kayitsizlik ve gönülsüzlükle hüküm sürdüler.

IV.

Ermenilerin yasadigi topraklardaki yönetici beylerin kimligindeki degisiklik, feodal üretim iliskilerindeki yapisal çarpiklik, ayni zamanda etnik temelde etkilenmeye yol açti mi? Üst yapidaki tahrifat acaba alt yapiya da yansidi mi? Etnik yapinin bazi, Mogollarin egemenliginde mogolasmadi. Ne de Türkmen beyleri zamaninda Türkmenlesti. Yönetim Kürt beylerine devredildiginde de Ermenistan Kürtlesmedi. Yerlesik çalisan toplumun temel unsurunu Ermeniler olusturuyordu, hali hazirda Ermeniler olusturmaktadir.
Uygar dünyada agirligi olan hiç bir ülke yalnizca daglar, vadiler, akarsulardan mütesekkil degildir. Her bir ülke tabî görüntüsünün yanisira manevi özelliklere de haizdir. Manevi nitelikler birini digerinden ayirir. Realitede, manevi etkenler âmâ tabîatin artiklari olmayip, insanin yaratici özgün çalismasinin ebedilesen eserleridir. Zihinsel üretkenligin vûcuda tahavvül etmesi (dönüsmesi), kültürlerinin ulastigi düzeyin disavurumudur.Bu ruh kime aittir? Ya da ne zamandan beri bu ruh ait oldugu bedenden kopmustur? Bu bedenin yaratici isçileri ve mirasçilari kimlerdir?

Ermenistan, insanin üretken gücünün labaratuari olarak Ermani idi ve Ermeni olarak da kalmaya devam ediyor. Ermenistan, Ermeninin elleriyle insan için yapilmis barinaklarin kendisidir. Diger bütün geler geçerler bu topraklarda konaklayacaklari hanlar aramaislar, kültürel zenginligini har vurup harman savurmuslar. Kimileri geçici misafir olmus, bazilari alinyazilarinin degismezligiyle savaçi birimler olmaktan öteye geçememis, bir kismi onlara egemenlik sunuldugu halde yagmalamaktan, yakip yikmaktan usanmamislardir. Bunlardan hiç biri manevi bir miras ya da kültürel yapi birakmamislardir. Ne bir Türkmen, ne bir Kürt bu ülkenin mimari sanatsal zenginligine katki olabilecek tek bir tas bile koymamistir.
Mimarinin görkemli yapilari saraylar, kaleler, kiliseler ve vanklar (manastir) inanç ve sabirla islendikleri daglarin oyuklarinda çogalip, çevrelerine kültürel zenginligin isigini saçmis eserler, bugün tozlarin arasina gömülüdürler. Fakat onlarin ruhlari yikintilar arasinda yasiyor, geçmisin gölgeleri göz nuruyla yontulmus taslarin arasinda araliksiz dolanmaktadirlar. O gölgeler ki, her an vücut bulmaya hazirdirlar.

Ermeni halkinin Ermenistan'i "yikintilar arasinda oturan genç kiz" halinde canlandirip simgelestirmeleri yerindedir. Calismanin ruhu ve yikinti halindeki kültürel miras, Kürt çobanlarin sürülerinden daha fazla yakismiyor mu bu ülkeye? Ermenistan'in bütün sehirlerindeki Ermeni kiliselerinin ve diger yöredekilerin girisine mimari zevkten yoksun minareler dikildiginde, ermeni kimligini yitiriyor mu? Ermenistan, gelismis medeni bir ülke olarak bütün bir organizmadir. Onun yüregindeki en güçlü vuruslar ve en derin soluklar ermenidir. Yasayan bir organizm olarak Ermenistan geçmisinden ve geleceginden vaazgeçemez. O yarali, sürekli kan kaybediyor olabilir. Ama henüz katledememislerdir. Yaralarini iyilestirmek, agrilarini dindirmek, közden canli atese dönüstürmek siyasi tabiplerin borcudur.

Yüzyillardir Ermenistan'in yanip tutusan, bagimsizlik askini görememek, Ermenistan'in canli vücudundaki karmasik etnik uru bahane ederek onu yok saymak, siyasilerin isledikleri suçtur. 'Ermeni Sorunu'u yarim yüzyildir süründürdükleri ve kanli bir rejimin çizmeleri altinda, bu topraklara tamamen yabanci düsman unsurlarin, vücudunda yayilmasina izin verdikleri için, bütün o diplomatlar yargilanmalidir.



NOTLAR:

°- Ermeni kiraliklarinin ve hanedanlarin Bizans Imp.'nun karariyla sürülmesinin ardindan beliren yerel yönetim otoriteleridir.

°°- Küçük Hayk, Firatin bati kiyilarindan Sivasa, güneyde Malatya'ya kadar uzanan bölgeye verilen addir. Bu bölgenin ahalisinin önemli kesimi dogudan beslenen Ermeniler olmasina ragmen, bati merkezli yönetimlerce idare edilmisitir

kumanciye

”Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” imiş!
October 5 2007 at 2:57 PM
No score for this post Mustafa Metin (no login)

--------------------------------------------------------------------------------


Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ”demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu yazılı.

Evet, kağıt üzerinde böyle: Demokratik… Laik… Sosyal… Hukuk devleti…

Bunlar TC’nin nitelikleri anlıyacağınız!

Oysa tümü de yalan. Bu ülke ne demokrat, ne laik, ne hukuk devleti. Ne de burada çağdaş sosyal haklar geçerli.

Bu ülkede demokrasi olduğunu iddia eden egemenleri, yani yöneten oligarşiyi çıkarırsanız (onlara göre yeterince özgürlük var, hatta fazlasıyla var) bunun dışında, bu ülkedeki sistemi demokrasi diye niteleyecek bir ahmak olduğunu sanmam.

Ya Laiklik? Yalnızca başları örtülü kızlara okuma olanağı tanınmadığı için değil, ama asıl olarak okullardaki zorunlu din derslerinin ve devasa ”Diyanet İşleri Teşkilatı”nın olduğu bir ülkede laiklikten söz etmek sahtekarlıktır. Bunlara ise generaller de sahip çıkıyor, AKP de, CHP de…

Ya sosyal haklar? Bu ülkede sosyal hakların ne olup olmadığını, işsiz ama işsizlik parası da alamıyan milyonlardan; okuyup eğlenecekleri bir yaşta sokaklarda kağıt mendil satarak ayakkabı boyayarak, dilenerek, yan kesicilik yaparak, tiner çekerek yaşamak zorunda kalan yüzbinlerce çocuktan; yüzbinlerce açtan, ilaçsızdan, evsiz-barksızdan sorun…

Hukuk mu? Yüzsüz, pişkin, vicdanı nasırlaşmış oligarşiyi çıkarın, TC’nin bir hukuk devleti olduğunu söyleyecek ve buna inanacak bir enayi bulabileceğinizi mi söylüyorsunuz?

Eğer bu ülkede biraz hukuk vardıysa onu da son iki-üç yıldaki ”hukuk” adına sahnelenen utanmazca ve tiksindirici uygulamalar sildi süpürdü…

Bunlardan biri, üzerine kaç kez yazdığımız, yazmaktan yorulduğumuz, öyle ki cenazesi kaldırıldığında artık üstüne yazmaya mecalsiz kaldığımız Şemdinli Davası idi. Şemdinli 2. Susurluk’tu. Devlet güdümlü çeteler eliyle cinayete, vurguna, kire, pasa, irine batmış bu ülkede, eğer açığa kavuşsa, sorumlularının üzerine gidilse ve onlar hak ettikleri cezayı bulsalar, belki ülkenin temizlenmesi için yeni bir dönem başlardı. Ama nerdee!.. Hem suçlular hem güçlüler bir kez daha üstün çıktı. Onu da Susurluk gibi kapatıp gittiler. Savcıyı kim vurduya getirdiler, yargıçları dağıttılar, davayı ”Yüce” Yargıtay kararıyla askeri mahkemeye havale ettiler. Sen sağ ben selamet! Şemdinli Davası öldü…

Biri de Hrant Dink Davası. O da bir başka Susurluk. Bir Ermeni aydınını öldürmek için polisi, jandarma İstihbaratı el ele vermişler. Trabzon emniyeti, valisi bu işin içinde. Muhbiriyle, davulcu-mavulcu çeteleriyle, cinayet hazırlığını davul-zurna çalar gibi yürütmüşler. Ankara ve İstanbul emniyeti bu işten haberdar… Emniyet Genel Müdürlüğü de… Ama kimse tedbir almıyor. Herkes anlaşmış gibi kurbanın kanının döküleceği anı bekliyor, sonra da onu kutluyorlar!

Ama kimse bu orta yerdeki suçluların üzerine gidemiyor veya gitmiyor. Kuzu kurda emanet… Bir kez daha, adamlar hem suçlu hem güçlüler. Hükümet yetkisiz biri gibi seyirci veya bu işi yapanlarla ”empati” içinde. Kimbilir belki onlar da ”altı üstü bir Ermeni!” diye düşünüyorlardır...

Sözde bu ülkeyi yönetenler, sözde sorumlular, sözde hükümet, orta yerdeki, ayan beyan suçlulara karşı kıpırdamıyor bile. Kimse kamuoyunu takmıyor. Katiller, maşalar bile kamuoyuna nanik yapıyor!

Bu davayı da kapanmış gitmiş bilin!

Bu ülkede hukukun egemen olması için kime bel bağlayacaksınız ki? Davul zurna eşliğinde cinayet tezgahlayan ve yöneten polis ve jandarmaya mı?

Şemdinli davasını generallerle el ele hasır altı eden, İ. Kaboğlu ve B. Oran davasında olduğu gibi düşünce özgürlüğünün köküne kibrit suyu eken Yargıtay’a mı?

Generallerin önünde hizaya dizilen brifingçi yüksek yargıçlara(!) mı?..

Gölgesinden korkan, generaller höt deyince tam siper yapan; düşünce özgürlüğü, Kürt sorunu, Ermeni sorunu dahil, birçok konuda generallerden, iflah olmaz ırkçı ve şovenlerden farklı düşenmeyen şu sözde ”reformcu”, sözde ”AB”ci hükümete mi?..

Yoksa adına ”Ana Muhalefet” denen şu Türk işi ”Sosyal Demokrat” CHP ucubesine mi?..

Yok, dostlarım yok, Bu ülkede hukuk hak getire.. Bu manzara karşısında hukuk lafı bile mide bulandırıcı.

Ne mi olacak? Hep böyle mi gidecek? Bu da ayrı bir konu.

Bu ülkeye bir devrim lazım. Tüm pisliklerin, tüm yalanların, tüm alçakların ve zorbaların üzerinden bir dozer gibi geçecek bir devrim.

Ama onu da kim, hangi güç yapacak şu koşullarda? Türkiye solunun hal-i pürmelali ortada.. Kürt hareketinin işi bir başka alem…

Zaten işlerin bu duruma gelmesinde solun ve Kürt hareketinin kendi yanlışları, maceracılığı ve kör dövüşlerinin payı az değildir.

”Enseyi karartmıyalım” ama, görünen o ki çok zaman ister bu iş. Eğer hayırlı bir fırtına, yüklü bir bulut, bu ülkenin de üstünden sel olup akmazsa…

Öte yandan, bu yozlaşma, çürüme, hukuksuzluk; bu çağa, değişen dünyaya ters düşme, ayak direme devam ederse, bu sistemin koca, ama çürük bir ağaç gibi, günün birinde hafif bir esintide bile yıkılıp gitmesi kaçınılmaz.

Belli, biz acele ediyoruz; ama burası Şark… Bu ülkenin ve toplumun acelesi yok; her şey ağır ağır, bir mehter takımı yürüyüşüyle değişiyor.


http://www.network54.com/Forum/567836/

donderdag 27 september 2007

Basbug warns

North Iraq could become center of attraction for some of Turkey's citizens

Land Forces Commander Ilker Basbug signaled Monday that the main worry of the Turkish Armed Forces regarding northern Iraq is the danger of the region becoming a center of attraction for Turkey's Kurds.

The area which is run by the autonomous administration of the Kurdistan Regional Government seems to be regarded as a main threat to Turkish unity.

"It is a fact that the developments in north of Iraq has given political, legal, military and psychological strength to the Kurds living in the region as they have never had or experienced before in the past. We must be careful about the developments in north of Iraq as these may give some of our citizens a feeling of belonging to this region," the Land Forces chief said.

In a keynote speech delivered at the beginning of the 2007-2008 academic year at the Turkish Military Academy, Gen. Basbug stressed that "another problem is the support terrorist organization receives in the north of Iraq and the inaction of the United States Administration and Iraqi government vis-a-vis the terrorist organization (PKK)."

Gen. Basbug stressed the United States must take action against the PKK and understand that the presence of the terrorists in northern Iraq is a serious threat to Turkey.

"The U.S. must understand that a solution reached without Turkey's support in Iraq won't be a lasting one" he added.

The PKK, which is considered as terrorist organization by the US, EU and Turkey, has several scattered terror its bases in northern Iraq.

"The separatist terrorist movement is based on ethnic nationalism. Separatist terror aims to destroy Turkish state and unitary structure of Turkey. Constitutional protection for ethnic identities is required frequently. Such an act openly targets Turkey's nation-state character," he warned.

Basbug stressed that "Ataturk's understanding of a nation-state is not based on religious or ethnic identities. Ataturk's reforms just created a secular nation-state."

General Basbug said the definition of secularism (included in the current Turkish constitution) cannot be made a topic of discussion.

He said Turks always live under the constant threat of terrorism. "As we cannot accept limitations on the rights and freedoms of our citizens we also cannot accept the exploitation of these rights and freedoms."

He recalled a statement by Israeli President Shimon Peres who said political actions can have military repercussions and military actions can have political repercussions. "So we have to have common views and a mechanism for joint decision making by civilian decision makers and the military."

Basbug said terrorism cannot be defeated only by military measures but these have to be supplemented by social, cultural, psychological and political measures.


Basbug warned that developments in northern Iraq have reached a level where they may threaten the security and future of Turkey.

Basbug said the PKK only had 200 members in 1985. This figure went up to 12,000 during the time of incidents in northern Iraq between the Kurds and the Saddam forces between 1993 and 1995. He said in 1995 the terrorists organization decided to concentrate more on cultural and political secessionist actions. After that the PKK was first split into bands of 20 to 30 militants and the down to 7 or 8.

He said the reason why the terrorist organization managed to survive is because it managed to continue recruiting militants and made good use of the instabilities created in the region by the gulf wars.

Contemporary history

Contemporary history

Some key events since the early 20th century.

1918: Sheikh Mahmoud Barzinji becomes governor of Suleimaniah under British rule. He and other Kurdish leaders who want Kurdistan to be ruled independently of Baghdad rebel against the British. He is defeated a year later. [1]


1923: The Treaty of Lausanne between Turkey and the allied powers invalidates the Treaty of Sevres, which had provided for the creation of a Kurdish state. [2]


1925: After sending a fact-finding committee to Mosul province, the League of Nations decides that it will be part of Iraq, on condition that the UK hold the mandate for Iraq for another 25 years to assure the autonomy of the Kurdish population. The following year Turkey and Britain signed a treaty in line with the League of Nation’s decision. [3]


1970: The Kurdistan Democratic Party, lead by Mustafa Barzani, reaches an agreement with Baghdad on autonomy for Kurdistan and political representation in the Baghdad government. By 1974, key parts of the agreement are not fulfilled, leading to disputes. [4]


1971-1980: The Iraqi government expels more than 200,000 Faili (Shia) Kurds from Iraq. [5]


1975: The Iraqi government signs the Algiers Agreement with Iran, in which they settle land disputes in exchange for Iran ending its support of the Kurdistan Democratic Party and other concessions. [6]


1983: The Iraqi government disappears 8,000 boys and men from the Barzani clan. In 2005, 500 of them are found in mass graves near Iraq’s border with Saudi Arabia, hundreds of kilometres from the Kurdistan Region. [7]


1987-1989: The Iraqi government carries out the genocidal Anfal campaign against Kurdistan’s civilians, of mass summary executions and disappearances, widespread use of chemical weapons, destruction of some 2,000 villages and of the rural economy and infrastructure. An estimated 180,000 are killed in the campaign. [8]

On 16 and 17 March 1988, Iraqi government airplanes drop chemical weapons on the town of Halabja. Between 4,000 and 5,000 people, almost all civilians, are killed. [9]

1991: The people in Kurdistan rise up against the Iraqi government days after the Gulf War ceasefire. Within weeks the Iraqi military and helicopters suppress the uprising. Tens of thousands of people flee to the mountains, causing a humanitarian crisis. The US, Britain and France declare a no-fly zone at the 36th parallel and refugees return. Months later, Saddam Hussein withdraws the Iraqi Army and his administration, and imposes an internal blockade on Kurdistan.

1992: The Iraqi Kurdistan Front, an alliance of political parties, holds parliamentary and presidential elections and establishes the Kurdistan Regional Government.

1994: Power-sharing arrangements between the Kurdistan Democratic Party (KDP) and the Patriotic Union of Kurdistan (PUK) fall apart, leading to civil war and two separate administrations, in Erbil and Suleimaniah respectively.

1998: The PUK and KDP sign the Washington Agreement, ending the civil war.

2003: The Peshmerga, Kurdistan’s official armed forces, fight alongside the coalition to liberate Iraq from Saddam Hussein’s rule.

2006: At the start of the year, the PUK and KDP agree to unify the two administrations. On 7th May, Prime Minister Nechirvan Barzani announces a new unified cabinet.

[13] Gareth Stansfield, ‘The Kurdish Question in Iraq, 1914-1974’, The Middle East Online Series 2: Iraq 1914-1974, Thomson Learning EMEA Ltd, Reading, 2006.

[10] Library of Congress Country Study: Iraq.

[11] Northedge, F. S. . The League of Nations: Its Life and Times, 1920-1946 Holmes & Meier. 1986

[12] No Friends but the Mountains: The Tragic History of the Kurds. John Bulloch and Harvey Morris.

[13] Human Rights Watch report, Whatever happened to the Kurds? 11 March 1991.

[14] David McDowall, A Modern History of the Kurds.

[15] Saddam’s Road to Hell: Documentary film by Gwynne Roberts.

[16] Kurdistan Regional Government estimate. Genocide in Iraq: The Anfal Campaign against the Kurds. Middle East Watch Report, Human Rights Watch, 1993.

[17] Human Rights Watch report, Whatever happened to the Kurds? 11 March 1991.

US Senate passes legislation backing federal system for Iraq

Senate calls the Kurdistan Region “peaceful and stable” and urges Iraq’s neighbours to support the wishes of the Iraqi people

Washington DC, USA (KRG.org) - The US Senate today continued to show its strong support for a peaceful and prosperous Kurdistan Region by overwhelmingly supporting a bipartisan amendment that calls for the United States to “actively support a political settlement in Iraq based on the final provisions of the constitution of Iraq that create a federal system of government and allow for the creation of federal regions.”

The measure, approved on a 75 to 23 vote, strengthens the overall US strategy for Iraq. While continuing to support a federal, unified Iraq, the Senate measure bolsters the US-Iraqi “bottom-up strategy” of devolving political and economic powers to Iraq’s regions and provinces.

The amendment, part of the Defence Authorization Act, also highlights the success of the Kurdistan Regional Government (KRG), recognised by the constitution of Iraq as the administration of the Kurdistan Region, as a peaceful, stable and vital example of the path that all of Iraq should follow.

Qubad Talabany, the KRG’s US Representative in Washington, said, “We are very pleased that our friends in the Senate recognise and support our long efforts to help democracy, tolerance and freedom take root in Iraq.” He added, “The KRG applauds the US Senate on passing this significant legislation. By building on the example of the Kurdistan Region, together we can pave the way for a peaceful and prosperous future for all of Iraq.”

Introduced by two US presidential candidates, senators Joseph Biden (D-DE) and Sam Brownback (R-KS), the amendment was sponsored by 15 other senators, including Majority Leader Harry Reid (D-NV). The plan supports the federal political solution in Iraq that many independent diplomats, academics and observers say is the best strategy to bring calm and progress to region, while soothing anxious political concerns.

Also in the amendment, the Senate calls on those nations with troops in Iraq, the five permanent members of the UN Security Council, nations of the Gulf Cooperation Council and Iraq’s neighbours, as well as others in the international community, to strongly support an Iraqi settlement based on federalism and to respect the wishes of the Iraqi people and their elected officials.

For more information contact us(at)krg.org

dinsdag 24 juli 2007

Karaman

Anadoluda yaşayan kültür mozayiğinin en ilginç örneklerinden birisini Karamanlılar oluşturmuştur. Karamanlı, Osmanlı İmparatorluğunun Karaman Eyaleti sınırları içinde Kapadokya bölgesinde yaşayan, Türkçe'den başka dil bilmeyen gelenek ve görenekleri de Türklerle benzerlik gösteren Hıristiyan Ortodoks topluluğu verilen isimdir. Karamanlılar Türkçe konuşup, eski Yunan harfleriyle Türkçe yazıyorlardı.

Niğde Müzesinde bulunan mezar taşı kitabesi, Fertek Hamamı üzerinde bulunan kitabe, Fertek Yeni Camii (Eski Kilise) üzerinde bulunan kitabe, Hamamlı, Kumluca kiliselerinin üzerindeki kitabeler v.s. hepsi eski grek alfabesiyle Türkçe yazılmış metinlerdir. Karamanlılar kendilerini en güzel aşağıdaki dizelerde anlatmışlardır: Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz.Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz. Öyle bir mahludi hattı tarikatımız vardır. Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz. Karamanlılar kendilerine "Anadolu Hıristiyanı" konuştukları dile de "Yavan Türkçe" " "Sade Türkçe", "Anadolu Lisanı" diyorlar. Osmanlı arşiv belgelerinde bunlara "Zımmiyani Karaman" ya da "Karamaniyan" deniliyor.

Karamanlıların yüzyıllar boyunca söyledikleri Türkçe manilerden biri de şöyledir. Birer birer saydım da yedi yıl oldu Diktiğin fidanlar meyvaya durdu Seninle gidenler sılaya döndü İstanbul yoluna diktim gözümü 1924 yılına kadar Anadolu’da yaşayan ve 1000 civarında eser veren Karamanlıların hepsi 30 ocak 1923 tarihli Lozan Mübadele anlaşması gereği 1924 yılında göç yoluna loyuldular. Atlarla, arabalarla, genellikle yürüyerek Konya-Ereğli’de toplandılar. Burada trenlerle Mersin Limanına taşınıp, kendilerini Yunanistan’a götürecek gemileri beklemeye başladılar. Gidecekleri meçhul ülkenin dilini bilmedikleri gibi çoğu denizi de ilk kez görüyorlardı. Yunanistan Hükümeti bu insanların dilini yasakladığı gibi saz çalmalarını, türkü söylemelerini, zeybek oynamalarını da yasakladı. f/d Bütün kaynaklarda Rum diye bahsedilen fakat Türkçeden başka dil bilmeyen, kilisede Türkçe ibadet eden bu insanların Türklüğü artık tartışma götürmez bir gerçekliğe dönüşmüştür.

Karadenizin kuzeyinden Balkanlara inen Türk boylarının ( Avar, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Uz ) Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırıldıkları bilinmektedir. Bizans imparatorluğu, bu Türk boylarını doğudan gelen Türk-İslam akınlarını durdurmak için Anadolu’ya yerleştirmiştir. Anadolu’ya yerleşen bu Türk boyları aynı zamanda Luvice, Palaca, Hattice ve Nesaca gibi farklı dilleri konuşan Anmadolu’nun yerli halkları ile etkileşimde bulunmuşlardır.

Bu Türk boyları, Anadolu halklarının özellikleri gibi gelişmeleri de farklı olmuştur. Anadolu’da Roma-Helen kültürü yayılırken yerli halkın bir bölümü alfabesini almakla yetinmişlerdir. Bu insanların çivi yazısı öğrendikleri Asurlarla bir kan bağı olmadığı gibi Yunan alfabesini aldıkları kavimlerle de aralarında bir bağlantı yoktur.İsmail Habib Sevük, Yurttan Sesler kitabında Karamanlılardan "Dili bizim, kanı bizim, giyinişleri ve yaşayışları hep bizim olan bu Hıristiyan Türkleri sırf dinleri ayrı diye mübadeleye tabi tuttuk." diye bahseder.